Gürültü Kirliliği

Gürültü Kirliliği

Gürültü Kirliliği

Gürültü kirliliği ve etkilerinin klinik sonuçları ile çalışan bir odyoloji uzmanı olarak hazır gündeme gelmişken konuyla ilgili kısa bir bilgi vermenin uygun olacağını düşündüm. Bu mesajin devamında gürültü ve işitme sistemimizde neden olduğu etkiler ve korunma yöntemlerine çok kısa değinilmiştir. İlgilenenler okumaya devam edebilir.

Yaşadığımız dünyada belki gürültüsüz bir ortamda yaşamak, gürültüyü yok etmek hemen hemen olanaksız olabilir, ancak gürültünün insan ve çevre sağlığı üzerindeki etkilerini kontrol altına alıp, en aza indirmek mümkündür. Kontrol altına alınmalıdır çünkü belli bir şiddetin üzerindeki gürültü, iç kulağa zarar vermekte, otonom sinir sistemi ve hormonlar üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta, dikkati, algıyı, konsantrasyonu ve belleği olumsuz yönde etkileyebilmekte, uykusuzluk ve yorgunluk şikayetlerine neden olabilmektedir.

Şikayet ettiğimiz gürültüler durağan, dalgalanmalar şeklinde, kesikli ya da patlamalar tarzında olabilir. Kişi, belli bir şiddetin üzerindeki gürültüye, belli bir süre maruz kaldığı zaman, iç kulakta meydana gelen hasar, işitme kaybı şeklinde ortaya çıkar. İşitme kayıpları gürültünün tipine ve gürültüye maruz kalınan süreye bağlı olarak, birkaç dakika, birkaç saat ya da birkaç gün süren geçici işitme kayıplari olabileceği gibi, kişinin yaşamı boyunca sürecek kalıcı türde işitme kaybı olabilir.

Araştırmalar, geçici işitme kayıplarında gürültünün kesilmesinden iki dakika kadar sonra 25 dB ya da daha az işitme kaybının ortaya çıktığını göstermektedir. Ayrıca günde 8 saat, haftada 5 gün bir bağırma sesinden daha yüksek şiddette olmayan durağan gürültüye yıllarca maruz kalan kişilerde ise kalıcı işitme kayıpları olabileceği şaşırtıcı gelebilir. Ancak araştırmalar bu tür kayıplarla, ani patlamalar tarzındaki gürültüye maruz kalma sonucu ortaya çıkan işitme kayıplarının benzer özellikler taşıdığını göstermektedir.

Gürültünün iç kulakta yaratttığı değişiklikler kalıcı işitme kayıplarına yol açabilir. İç kulak, hem işitme organı kokleayi hem de denge organı vestibulu içerir. Koklea periferal işitmenin son organıdır ve işitmenin temel taşları olan tüy hücrelerini korti organı adı verilen bir yapı içinde muhafaza eder. Ses uyaranına cevaben, bu tüy hücrelerinde meydana gelen dalgalanmalar, bu hücrelerle ilişkili olan işitme sinirinin lifleri tarafından alınarak merkeze yani beyne iletilir. Gürültünün iç kulaktaki etkileri de bu tüy hücrelerinin harabiyeti şeklinde ortaya çıkar. Akustik travma çok yüksek şiddetteki ani patlama tarzındaki gürültüye maruz kalma sonucu ortaya çıkmaktadır. Akustik travmada ses şiddeti iç kulaktaki yapıların mekanik sinirlerini zorlamada ve hatta korti organı yırtılarak kokleadan ayrılabilmektedir. Çok yüksek şiddetteki ani gürültüye maruz kalan bu kişilerde kulak zarı ve orta kulak kemikcikleri de hasar görebilmektedir. İç kulaktaki fizyolojik harabiyetin davranıştaki ilk ve en belirgin etkisi işitme eğrisinde daha tiz, ince seslerin yer aldığı ve özellikle 4000 Hz içeren yüksek frekanslarda elde edilen eşik düşmesidir, işitme kaybıdır. Gürültüye maruz kalma süresi uzadıkça bu kayıp konuşma seslerininin %80′nini içeren frekansları (3000, 2000, 1000 ve hatta 500 Hz) da etkileyebilmektedir.

Dolayısıyla gürültüye maruz kalmanın süresi uzadıkça, iç kulaktaki harabiyetin işitme üzerindeki etkileri de iletişimi etkileyecek düzeye ulaşmaktadır. Gürültüye bağlı olarak ortaya çıkan işitme kayıplarının en önemli belirtisi, geri plan gürültüsü olan ortamlarda kişinin konuşmaları anlamada yaşadığı güçlüktür. Oysa normal işiten kulaklarda geri plan gürültüsü konuşma sinyali ile aynı şiddette olduğunda bile benzer güçlükler yaşanmaz.

Gürültüye bağlı olarak ortaya çıkan işitme kayıplarının neden olduğu diğer problemlere saatin tiktakları, yan odada çalan telefonun sesi, bazı kapı zilleri gibi seslerin duyulamamasını, özellikle arkası dönük ve uzakta konuşan kişilerin söylediklerinin anlaşılamamasını örnek verebiliriz.

Bu noktada sorulması gereken soru; neden bu tehlikeyi zamanında farkedip engelleyemediğimiz olmalıdır (Örnegin, işveren tarafından sağlandığı halde neden çalışanlar koruyucu kulaklık ya da tıkaç kullanmazlar? Ya da eğlence yerlerinde “müzik” nitelemesi ile gürültü yapılır?). Bunun birçok nedeni olabilir. En önemli neden, tehlike algımızın acı ile ilişkili olmasıdır. Kokleada acı reseptörleri yoktur, yani koklea acı çekmez, kokleada meydana gelen harabiyet ağrı yapmaz, işte bu nedenle gürültü bir tehlike olarak algılanmaz, ve gürültüye maruz kalma devam edebilir. (Acı ancak 130 dB aşan ani patlama tarzındaki gürültülerde hissedilir, ancak gürültüye bağlı işitme kayıpları daha düşük seviyede, uzun süreli maruz kalmalarda ortaya çıkar). İkinci bir neden; bu konudaki bilgi ve veri eksikliğidir. Gürültü ve etkileri ile ilgili yeterli bilgimiz olmadığı zaman onun olumsuz etkilerinden kaçınmak da güçleşir. Ayrıca bu tür gürültülü yerlere kişiler bir işitme taramasından geçirilmeden alındıklarında (veri eksikliği) ortaya çıkabilecek işitme kayıplarının nedenini sadece gürültüye bağlamak da sağlıklı olmaz. Bu tür işitme kayıplarını ilk ortaya çıktığı zaman farketmek çok zordur. Bu nedenle özellikle gürültülü işlerde çalışanların periodik işitme testlerinin yapılması ve koruma tekniklerinin kullanılmasının sağlanması çok önemlidir. Ayrıca gürültü-vibrasyon ve ilaç etkileşiminin en fazla olumsuz etkiyi yarattığı da bilinmektedir. Yani Sn. Mirata’nin örneklediği koşulda çalışan kişi bir de günde iki aspirin içiyorsa sadece yüksek şiddette gürültüye maruz kalan kişiden daha fazla olumsuz etki altında olacaktır (Aspirinin özellikle hassasiyeti olan kişilerde iç kulak tüy hücrelerinde olumsuz etki yarattığı bilinmektedir).

O halde öncelikle koruma ve önleme çalışmalarının gündeme getirilmesi gereklidir. Gürültülü iş yerlerinde çalışanların trafikte emniyet kemerine, özel yaşamlarında AIDS tehlikesine “bize birşey olmaz” mantığı ile omuz silkenlerin düştüğü yanılgıya düşmemeleri için eğitilmeleri ve koruyucu kullanmaya (gerekirse) zorlanmaları çok önemlidir.

Gürültülü işyerlerinde koruma programlarına gereksinim şu durumlarda ortaya çıkar. Gürültülü bir işyerinde iletişimde güçlük yaşanıyorsa, çalışanlar mesai saati sonunda kulak çınlamasından, baş ağrılarından şikayet ediyorlarsa ve konuşma seslerinin kalitesinde farklılıklar algılıyorlarsa ve en önemlisi işyerindeki gürültü şiddeti uluslararası standard olan 85 dBA değerinin üzerinde ise koruma programlarının devreye girmesi gerekir. Bu işyerlerinde gürültü ölçümü Sound Level Metre dediğimiz Ses Seviyesi Ölçüm araçları ile yapılır. Ancak Ortam gürültüsünün kişi üzerindeki etkilerini ölçmek için kişisel gürültü dosimetresi kullanmak en yararlı yöntemdir. Bu tür işyerlerinde kullanılacak programlar, mutlaka gürültüye maruz kalma süresinin azaltılmasını, gürültünün kontrolunu, işitmenin değerlendirilmesini ve işveren ve çalışanların konu ile ilgili bilgilendirilmelerini içermelidir.

Gürültü kirliliğine maruz kalma süresi ortam gürültü şiddetinin uluslararası standartı aştığı her 5 dB için çalışma süresinin yarıya indirilmesi, ve çalışma saatlerinin değişik olması ve vardiya usulü çalışma ile yapılır. Örneğin uluslararası standard 80 dBA değerinde çalışma süresi 7.5 saat olarak belirlenmiştir. Bu değer 85 dBA’da 4 saat çalışma süresine, 90 dBA’da ise 2 saate indirilmelidir.

Gürültü kirliliği kontrolü ise iki şekilde yapılabilir, mekanda yapılacak değişiklikler ve kişinin uygulayacağı koruma yöntemleri. Mekanda yapılacak değişiklikler akustik mühendisleri ile ortak çalışmayı gerektirmektedir. Gürültünün kaynağında azaltılması veya kaynak ile alıcı arasına engelleyici bariyerlerin yerleştirilmesi ve aradaki mesafenin uzatılması etkili yöntemler olabilir.

Gürültü kirliliğinin kontrolünde kişininin alabileceği önlemler; koruyucu kulak tıkacı ve ear muff dediğimiz kulaklıkların kullanılması şeklinde olabilir. Kulak tıkaçları; küçük ve kolay taşınır olmaları, kullanımının kask kullanımını etkilememesi ve ucuz olması nedeniyle tercih edilmelerine rağmen gürültüyü azaltımı açısından çok da etkili değillerdir. Kulaklıklar kullanım zorluğu yaratabilir ve daha pahalıdır ama daha iyi koruma sağlarlar. En etkili koruma yöntemi de hem tıkacın hem de kulaklıkların beraber kullanıldığı durumlardır. Gürültülü işyerlerinde eleman alınırken mutlaka işitme testlerinin yapılmasına özen gösterilmelidir. Her yıl tekrarlanan işitme testlerinde 10 dB’lik eşik değişimleri önemli bir bulgu olarak değerlendirilmeli ve hemen işitmenin korunması yöntemleri devreye sokulmalıdır. Ayrıca işveren ve çalışanlar gürültü ve etkileri konularında bilgilendirilmelidirler.

ştır.

Yazar Hakkında

admin tarafından 97 yazı yazılmış.

8 Yorum “Gürültü Kirliliği”

  • merve wrote on 5 Mart, 2010, 12:39

    bence bu iyi bir ödev için iyi ama çok uzun

  • aliss wrote on 12 Mayıs, 2010, 6:11

    merveye katılıyoooomm :D :D

  • yjjhjhhj wrote on 10 Aralık, 2010, 7:54

    bnce hiç yararlı olmadı bana çünkü çok uzun hepsini nereye sıdırcm

  • yazsana wrote on 7 Nisan, 2011, 9:41

    bncede çok uzun

  • hacer wrote on 14 Nisan, 2011, 11:26

    çok güzel ama öğretmen o verdi

  • seher wrote on 15 Nisan, 2011, 8:33

    hepinize katılıyorum bu çok uzun bundan bize fayda yok bunu yazana kadar geberirim:(

  • bencede çok uzunn wrote on 19 Nisan, 2011, 6:37

    iğrenç bir şeyyy

  • emine nur wrote on 21 Mayıs, 2011, 5:43

    kısası olsaydı daha iyi olurdu

Yorum Gönder

Spam Protection by WP-SpamFree

Copyright © 2014 Tıp Hastalığı ve Tedavisi Portalı. All rights reserved.
Powered by WordPress.org